Ferit Odman

“Hayatım boyunca başka müzik çalmayacağım”

“Nommo” isimli albümünü çıkarmaya hazırlanan caz davulcusu Ferit Odman, “Hayatta tek yapmak istediğim davul çalmak. Hayatım boyunca benden daha iyi müzisyenlerle çalmak istiyorum” diyor.

Günlük yaşamda pek çok kişi, hayatlarını idame ettirebilmek için sevmedikleri işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu zorunluluk, elbette beraberinde yabancılaşma ve esareti getiriyor. Ekonomik anlamda yabancılaşma ve esaret değil kasttettiğim. İnsanın kendini özgürce ifade edememesi ve bu ifadesizliğin neden olduğu kısırlık, tek düzelik… Bankalar, fabrikalar, mağazalar, bakanlıklar; bir zamanlar müzisyen, aktör, yazar, fotoğrafçı ya da kaşif olmayı istemiş, boşlukta asılmış ruhlarla dolu. Pekaz şanslı, yetenekli ve cesur insan, bu döngüyü kırabiliyor. Tutkularını yaşamlarının tümüne profesyonelce yaymayı başarıyor. Genç caz davulcusu Ferit Odman da bu kişilerden biri. Küçük yaşlarda müziğe tutulmuş. Ortaokul hazırlığında başlayan sahne deneyimi; lise, lisans ve yüksek lisans seviyesinde aldığı eğitimle birleştirerek kendini geliştirmiş.

Askerlik görevini kısa süre önce tamamlayıp şehre dönen Ferit Odman, kaldığı yerden hayata ve caza devam ediyor. Fatih Erkoç & Kerem Görsev Trio ile İstanbul Caz Festivali’nin açlışında sahne alacak. Diğer taraftan New York’ta kaydettiği ve “Nommo” adı verdiği albümünü çıkarmaya hazırlanıyor. Kendisiyle Ortaköy’de görüştüğümüz Ferit Odman, sorularımızı yanıtladı….

Müziğe ve caza nasıl başladığını anlatır mısın?

Kendimi bildim bileli caz dinliyorum diyebilirim. Babam iyi bir caz dinleyicisiydi. Thelonious Monk, Cannonball Adderley gibi cazcıları severek dinlerdi. Cannonball Adderley ile fotoğrafları vardı. Müzik en sevdiğim dersti. Elim hiç durmuyordu. Çatal ve bıçakla tabaklara vururdum. İlkokul bandosunda trampet çalıyordum. Müzikle ilgili ne varsa içindeydim. İlkokuldan sonra Bursa Anadolu Lisesi’ne girdim. Hazırlığın ilk günleriydi; bir odadan müzik sesleri geliyordu. O odaya yöneldim. Okul orkestrasının çalışmalarıydı. Milliyet Gazetesi’nin müzik yarışmasına hazırlanıyorlarmış. Grupta bulunan Cemal Alp Ertung, “Baget çevirmeyi öğrenebilirsen gelebilirsin” demişti. Baget alıp iki gün çalışmıştım. Çok hırslı ve şevkliydim. 12 yaşında davul çalmaya başladım. Bir sene sonra, orta birde de okulun davulcusu oldum. Direkt çalmaya başladım; nasıl oldu ben de bilmiyorum. Oturunca çalabiliyordum. Tabii ki gruptakilerin hepsi lise son ya da lise 2 öğrencisiydi. Bense küçücük bir çocuktum. Amerikalı pop-rock grubu Toto’nun parçalarını çalıyorduk. Hatta, Rosanna parçasıyla Milliyet yarışmasında birincilik kazandık. Araştırmacı biriyim. Toto grubundaki müzisyenlerin başka kimlerle çaldığını araştırdım. Orkestradaki arkadaşlarla birlikte, Bursa’da bulabildiğimiz; Spyro Gyra, Yellowjackets, Fourplay gibi grupların albümlerine yöneldik. Yellowjackets parçaları çalmaya başladık. Bu geçiş dönemini atlatıp Miles Davis, John Coltrane’lere girdikten sonra başka tarz müzik dinlemek zorlaştı.

Müzik eğitimine ne zaman başladın?

Lisede, AFS öğrenci değişim programıyla İsveç’e gittim. 1999-2000 yılları arasında orada eğitimime devam ettim. Gittiğim okulun müzik bölümü vardı. Beni oraya aldılar. İlk aydan sonra hocalarım, “Sen müzisyen olmalısın, biz seni eğiteceğiz” dediler. Hocalarla birlikte trio kurduk. Önemli bir deneyimdi. Döndüğümde Milli Eğitim Bakanlığı, İsveç’te okuduğum müzik bölümüne denklik vermediği için Bursa Anadolu Lisesi’nde benden bir devre küçüklerle son sınıfı tekrar okumak zorunda kaldım. O sırada Bursa’da Jazz Bar diye bir yerde çalmaya başladım. Gece oradan çıkıp eve geliyor, okul kıyafetimi giyip okulda uyuyordum. Müzik okumaya karar vermiştim. Can Kozlu, Cengiz Baysal gibi isimlerin hocalık yaptığı Bilgi Üniversitesi Caz Performans Bölümü’nü tam burslu olarak kazandım. Böylelikle İstanbul’a geldim.

ferit_odman_03

Biraz o günlerden bahsedelim istersen.Okul ve sahneyi birlikte götürüyordun.Kimlerle çalıyordun?

O zamanlar 3 isimle çalıyordum; Önder Focan, Kent Mete, Donovan Mixon… Okuldaki arkadaşlarla da çalıyordum. Nardis Jazz Club gelişmemiz için iyi bir fırsat oldu. Açıldığından beri çalıyorum. 2002 yılından beri İstanbul Caz Festivali’nde sürekli çaldım. Ankara ve İzmir caz festivallerinde sahne aldım.Herhalde, Türkiye’deki caz müzisyenlerinin tamamına yakınıyla çalmışımdır. 2004’te Donovan Mixon’ın, The Dance Of Life albümünü kaydettik. SPIN, Ilk ve Önder Focan’ın Swing A La Turc albümünde davul çaldım. 2005’te bölüm ikincisi olarak, 3,80 ortalamayla mezun oldum. Hayatta en sevdiğim şeyi okuyordum. Mezun olmadan önce, 2004 yılında  New York’a giderek bir ay boyunca School For Improvisational Music adında bir ‘workshop’a katıldım. Steve Coleman’ın yarattığı bir atölye. Burada çok değerli hocalar vardı. Billy Hart, Nasheet Waits, Tom Rainey… Dersler doğaçlama üzerineydi. Eşlikte bile nasıl doğaçlama yapılabileceği gösteriliyordu. Billy Hart gibi biriyle ders yapmak inanılmazdı. New York’a aşık oldum. Bütün günümüz müzikle geçiyordu. Akşamları da Village Vanguard, Blue Note gibi kulüplere müzik dinlemeye gidiyordum. Kendi kendime, “Burada yaşamalıyım” dedim. Müzikal açıdan çok yararlı oldu. Döndüğüm hafta Q Jazz Bar’da davulcu gerekiyordu. İmer Demirer beni aradı. Çaldım, İmer Ağabey inanamadı. “Ne oldu sana. Bundan sonra hep böyle çal” dedi.

Amerika’ya geri gitme kararı alarak, Türkiye’ye döndün. Sonra?

Türkiye’ye geldim ve okulumdan mezun oldum. Bu arada Kerem Görsev ve Önder Focan gibi isimlerle sürekli çalışma fırsatım oldu. Türkiye’de sadece caz çalarak para kazanabilen çok az insandan biriyim. Hayatım boyunca başka müzik çalmayacağım. Bunun yanında para da kazanmak çok güzel. O dönemde müzikten kazandığım parayla araba aldım. Hayatımı yavaş yavaş kurmaya başladım. Mezun olduğum sırada Amerika’daki üniversiteler için bursları araştırırken Fulbright Bursu’na denk geldim. Bursun başvuru ve kabul süreci bir yılı buldu. Burs çıkınca yeni aldığım arabayı sattım. Burada ne varsa sattım. Elimdeki küçük birikimle Amerika’ya gittim. New Jersey’deki William Paterson Üniversitesi’nde caz-performans mastırı programına başladım. Henüz Türkiye’den ayrılmadan önce internetten ev araştırırken, “Davulcu, ev arkadaşı davulcu arıyor” diye bir ilan gördüm. New York’taki arkadaşlarım evi gördüler ve onay verdiler. Kirayı gönderdim ve Türkiye’deyken evi tuttum.

Amerika günleri başladı…

Gittim ve hayal başladı. Yüksek lisans için gittiğimde rüyam gerçekleşmiş oldu. Hocalar inanılmazdı. Bölüm başkanı piyanist Mulgrew Miller, Vincent Herring saksofon, Rich Perry saksofon, Bill Goodwin davul… Mulgrew Miller ile haftada iki kere ensemble dersleri yaptık ve kendisinin grubuyla Saint Peters Church’te konser verme şansım oldu. Okulun bana akademik araştırma yapma, makale ve tez yazma konularında büyük bir katkısı oldu. Pedagoji dersleri de aldım. Bitirme tezimi ve konserimi vererek master eğitimimi başarıyla tamamladım.

Amerika’da müzisyenlerin maddi durumu biraz kötü olduğu için hocalık da yapmak zorunda kalıyorlar. Bu, öğrenciler için çok iyi tabii. İlk yılımda Harlem’de Creole isimli  caz kulubünde ‘jam session’a gitmiştim. Ertesi gün beni aradılar ve her salı orada çalmamı istediler. Çok sevindim tabii.

Gittiğim kulüplerde, müzisyenleri yakından izliyerek, çok şey öğrendim. Village Vanguard’da bir yerim vardı örneğin. Davulun hemen yanındaki masa genelde boş olurdu. Hep oraya otururdum. Düşünsenize, hemen yanınızda Roy Haynes çalıyor…

Bu arada New York’ta kendi adıma bir de albüm kaydettim. Bilgi Üniversitesi’nden çok değerli müzisyen arkadaşım Burak Bedikyan, yanıma geldi. Peter Washington bas, Vincent Herring alto saksofon, Bryan Lynch trompet çaldılar. İnanılmaz güzel bir kayıt oldu. Brooklyn’de sadece caz kaydı yapan bir stüdyoda albümü kaydettik. Albümün adını “Nommo”koydum. Yakın bir zaman içinde albümümü çıkaracağım.

Ve en sonunda 10 bavulla Türkiye’ye döndüm. Bavulların içinde davullar da vardı. Arabamı satarak, Gretsch’in 120. yılı için ürettiği 120 davuldan birini aldım. ‘Gretsch 120th Anniversary Bebop Kit’ diye geçiyor ismi. Parlak şampanya rengi. ‘Bebop’çıların standart davulu.

Türkiye’ye döndükten sonra askere gitmeden önce bazı albümlerde çaldığını söylemiştin…

Jean François Giansily’nin albümünü kaydettik. Fransa’da çıktı, buraya da gelecek. Ardından Kerem Görsev’in Diversion ve Ozan Musluoğlu’nun Coincidence albümünü çıkardık. Döndükten 2 ay sonra da askere gittim. Askerliğimi Armoni Mızıkası’nda yaptım.

Gerek sahne deneyimin, gerek aldığın eğitimle, “Ben bu işi öğrendim” diyebiliyor musun?

Öğrenmeye daha yeni başlıyorum. Ölünceye kadar öğrenmeye devam edeceğim. Kendimi ilk basamakta dahi görmüyorum. Şu an alacak zamanım. Daha gencim. Çok şey öğrenmek istiyorum. Amerika’daki izlenimlerime bakınca ben davul çalamıyorum, daha vuramıyorum bile davula. Hayatta tek yapmak istediğim davul çalmak. Hayatım boyunca benden daha iyi müzisyenlerle çalmak istiyorum. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağım. Bana bir şey katacak insanlarla çalmak istiyorum. Böylelikle ilerde belki ben de birilerine bir şeyler öğretebilirim.

Sahne performasın hakkında düşüncelerin neler? Davul çalarken ne hissedersin?

Cazda demokrasi gerekiyor. Arkadaşınıza söz vermezseniz, siz hiçbir zaman söz alamazsınız. Hem birlikte kollektif üretmeli, paylaşmalı, hem de duyduklarınıza cevap vermelisiniz.

Aynı anda iki kişinin konuşmasının bir anlam ifade etmemesi gibi…

Bu işe profesyonelce yaklaşmak için davulculuğun mantığını çok iyi anlamak gerekiyor. Öbemli olan eşlik ve bu müziğin ‘groove’unu sağlamaktır. Yani swing dediğimiz şey. Bir müzisyenin bunu kafasında kavraması lazım. Eşlik demek, solistin altına çarşaf sermek gibidir. Rahat ettireceksiniz ki solosunu rahatça çalsın. Tabii ki sürekli etkileşim olacak. Solodan bir şey duyup cevap vereceksiniz veya o size cevap verecek. Caz davulculuğunda 4 bar, 8 bar solo-trade, ya da ‘chorus’ solo çalarsınız. Bunun dışında tabii ki örnekleri var. Max Roach’un veya günümüzdeki davulculardan Ari Hoenig’in solo davul parçaları da var. Ancak genelde grupla çalıyorsunuz. Göreviniz bu. Derin noktalar var. Zilin neresine vurduğunuzda, nasıl bir ses çıktığına kadar gidiyor… Soliste göre çalmak önemli.

Davul çalarken bütün beynim kulaklarıma gidiyor gibi hissediyorum. İyi bir eşlikçi olduğumu söylüyorlar. Eşlik edebilmek için etrafınızı çok iyi dinlemeniz gerekiyor. Diğer müzisyenleri çok iyi dinlediğime inanıyorum. Onlara göre çalınca onları da yüceltmiş oluyorsunuz. Böylece çok mutlu oluyorlar. O mutluluk, benim çalışıma da yansıyor. Çok mutlu oluyorum…

ferit_odman_02

Röportaj: Serkan Gündüz

Fotoğraflar:Tolga Ünsün

Leave a Reply